Konu Anlatımı
Ne Öğreneceğiz?
Bu konuda şüpheciliğin ne anlama geldiğini, bilginin hangi sınırlar içinde kaldığını ve hiçbir gerekçeye dayanmayan inanışların neden temellendirme sorunu doğurduğunu inceleyeceğiz. Şüphecilik, bir yargının doğruluğundan kuşku duyup onu yeniden sınamayı öneren bir tutumdur. Bilginin sınırları ise aklın ve deneyimin hangi konularda yetkili, hangi konularda yetkisiz olduğunu göstermeye çalışır. Temellenmemiş inanış ise gerekçesi sunulmayan her iddiayı kapsar.
Konuyu üç hat üzerinde ilerleyeceğiz: önce antik Yunan şüpheciliği ile metodik kuşku, ardından Hume ve Kant'ın eleştirileri, son olarak da çağdaş epistemolojide gerekçelendirme kuramları ve Gettier problemi.
Ön Bilgi: Şüphecilik Nedir?
Şüphecilik en geniş anlamıyla, doğruluğu kanıtlanmış hiçbir bilgi bulunmadığını ileri süren yaklaşımdır. Antik Yunan'da Pyrrho bu tutumu kurmuş, Akademia ve Pyrrhoncu okullar onu sürdürmüştür. Pyrrho için asıl sonuç karar vermek değil, yargıyı askıya almaktır; buna akatalepsi denir. Kuşku böylece bir bilgi değil, bilgi yokluğunu ilan eden bir sonuç olmaktan çıkıp bir tutuma dönüşür.
Şüpheciliğin üç temel biçimi vardır. Dogmatik şüphecilik her türlü kesin bilgiyi imkânsız sayar. Eleştirel şüphecilik kuşkuyu bir yönteme bağlayarak sağlam bir temel aramayı önerir; Descartes bu yolun örneğidir. Akademik şüphecilik ise uzun bir gelenek içinde kuşkuyu sürdürürken kendi ilkelerini de sorgulamayı göze alır. Sofistlerin her şeyi insan ölçüsüne göre yorumlayan tutumu da bu gelenek içinde görecililik örneği olarak anılır.
Descartes'ın Metodik Kuşkusu
Descartes metodik kuşkuyu bir yönteme bağlar. Önce duyuların verdiği izlenimleri kuşkuya bağlar; çünkü duyu organları yanılabilir. Ardından rüyada görülenlerle uyanıklıktakilerin ayırt edilemediğini düşünür. Son olarak matematik ilkelerin ve ölçülerin kendisini de sınar. Bütün bunlar en kötü durum varsayılarak yürütüldüğü için kuşku aşırı niteliktedir.
Kuşkunun bir adım daha ileri götürülmesi, düşünen varlığın sürekli yanıltıldığı bir sözde kötü ruh varsayımıdır. Bu varsayımın amacı duyulara tümüyle güvenilemeyeceğini göstermektir. Kuşkunun bir düzene bağlanmasının sonucu, bütün inançların terk edilmesi değil, kuşkudan etkilenmeyecek bir temelin aranmasıdır.
Hume'un Eleştirileri
Hume'un iki büyük eleştirisi indüksiyon ve nedensellik üzerinedir. İndüksiyonda sorun şudur: geçmişte görülen düzenin gelecekte de süreceğine dair hiçbir gerekçe sunulamaz. Bu nedenle tümevarım akıl yürürmesi mantıksal bir zorunluluk değil, bir alışkanlıktır. Nedensellikte ise iki olayın ardışık gelişmesi zorunlu bir bağ kurmaz; nedensellik düzenli olayların tekrarına dair edinilmiş bir alışkanlığın adıdır.
Hume bir de değer yargıları üzerinde uyarıda bulunur: hiçbir olgusal önermeden değer yargısı çıkarılamaz. Yani bir olguyu betimlemek ile onun iyi olup olmadığını söylemek arasında akılla kapatılamayacak bir fark vardır. Hume ayrıca kişiler arası anlaşmazlıklarda tarafların aynı olayları farklı biçimde yorumladığını gözlemler; belirsizlik bu yüzden yalnızca sözcük seçiminden değil, yargının kendisinden de doğar.
Kant: Bilginin Sınırları ve Şeyin Kendisi
Kant, bilginin sınırlarını şu ilkeyle çizer: aklın formülleri deneyimin içine işlemiş olsa da bazı ilkeler deneyimden bağımsızdır. Buna a priori bilgi denir ve örneğin her olayın bir nedeni olduğu düşüncesi bu türdendir. Analitik önermede yüklem özneden yalnızca içerilir; sentetik önermede ise içermez ama yine de akılla kavranabilir. Hem bilgi katan hem de deneyimden bağımsız olan bu önermeler sentetik a priori olarak adlandırılır.
Buna karşılık Ding an sich, yani şeyin kendisi, düşüncenin ve algının ötesinde kalır; kavranamaz, yalnızca sınırları düşünülebilir. Anlama yetisi olayları, idim gücü ise nesneleri kavmaya yönelir. Kant'ın Transendantal Dedüksiyon'u, deneyimin kendisini mümkün kılan koşulları sorar. Bu yüzden Kant'ta bilginin ötesinde numenal alan bulunur ve akıl bu alanda kesin bilgi üretemez; eleştirel felsefenin işlevi aklın bu sınırını göstermektir.
Modern Tartışmalar: Temellendirme ve Temellenmemiş İnanış
Bir inancın kabul edilmesi için gerekçe sunulması gerekir. Gerekçeyi başka bir gerekçeye bağlayan her yaklaşım ya temellendiricilik yapar (bazı temel inançları temel alır), ya bütüncülük yapar (inancı diğer inançlarla uyumuna göre değerlendirir), ya da güvenilirlik kuramını benimser (yöntemin doğru sonuçlara düzenli biçimde ulaşmasını ölçüt alır). Bu yaklaşımların hiçbirinde gerekçesiz benimsenen iddia geçerli sayılmaz.
Gettier problemi, gerekçeli doğru inanç tanımının tek başına bilgiyi açıklamadığını gösterir: doğru sonuç, sağlam sayılan bir gerekçeden ve hatta yanlış bir nedenden çıkabilir. Çağdaş şüpheciler beyin kavanozu ya da sözde kötü ruh benzeri senaryolarla canlı tutulur. Önsayım paradoksu ise geleceğe ilişkin sorulara verilen sorunsuz evetlerin tutarsız bir tablo oluşturduğunu gösterir. Bu tartışmaların karşısında muhtemel doğrulukluk ilkesi, kanıt yoksa iddianın en olası olanını yeğlemeyi önerir.
Kavram Karşılaştırma Tablosu
| Yaklaşım | Kuşkunun niteliği | Sonuç |
|---|
| Dogmatik şüphecilik | Düzeni ve ölçüsü yoktur | Hiçbir kesin bilgi kabul edilmez |
| Eleştirel şüphecilik | Yönteme bağlıdır | Kuşkudan etkilenmeyen temel aranır |
| Metodik kuşku | En kötü durum varsayılır | Sistemli biçimde temel aranır |
| Hume'un eleştirisi | Tümevarımın gerekçesi sorulur | Zorunluluk yerine alışkanlık kabul edilir |
| Kant'ın eleştirisi | Aklın sınırı çizilir | Deneyim mümkün kılınır, numenal alana erişilemez |
Sık Yapılan Hatalar
- Şüpheciliği yalnızca bilgi yoktur diyen bir görüş sanmak: eleştirel şüphecilik yöntemle temel arar.
- Metodik kuşkuyu Descartes'ın kendi düşüncesine duyduğu kuşku sanmak: kuşku bir yöntemin ilk adımıdır.
- Kant'ın şeyin kendisi kavramını gözlemlenebilir bir nesne gibi düşünmek: bu kavram algının ötesinde kalır.
- Hume'un nedensellik eleştirisini nedensellik yoktur biçiminde okumak: Hume zorunlu bağın gözlenmediğini söyler.
- Temellenmemiş inancı yalnızca yanlış inançla aynı görmek: gerekçesiz ama doğru olabilecek inançlar da vardır.
Sınav Odaklı Ek Not
Sorularda üç tip karşılaşır. Birincisi tanım sorusudur; şüpheciliğin, akatalepsinin ve sentetik a priori kavramının tanımını bilmek yeterlidir. İkincisi karşılaştırma sorusudur; Descartes ile Hume'un, Hume ile Kant'ın konumu yukarıdaki tabloya göre ayrılır. Üçüncüsü analiz sorusudur; gerekçesiz ileri sürülen bir iddianın hangi sorunu taşıdığını gerekçelendirme kuramlarıyla eşleştirmek gerekir. İndüksiyon ve nedensellik sorularında zorunluluk yoktur, alışkanlık vardır sonucuna varın.
Özet ve Kendini Dene
Şüphecilik, bilginin ve kesinliğin sınırlarının nerede başladığı sorusudur; Pyrrho yargıyı askıya alır, Descartes bu kuşkuyu bir yönteme bağlar, Hume tümevarımı ve zorunlu nedenselliği kuşkuya uğratır, Kant ise bilginin sınırını a priori ilkelerle çizer. Temellendirme kuramları gerekçesiz inanışı dışarıda bırakır. Kendinize sorun: bir iddianın doğruluğundan kuşku duyduğunuzda bu kuşku bir yöntem mi, bir alışkanlık mıdır?
Basit Örnek ve Günlük Yaşam
Günlük yaşamda ve mesleki bağlamda bir uygulama:
Soru: Bir öğrenci hiçbir şeyin kesin olarak bilinemediğini söylüyor. Bu öğrenci şüpheci mi, metodik kuşkuda mıdır?
- Adım 1: Öğrencinin yargıyı askıya alıp susuyor olup olmadığını sor.
- Adım 2: Sonuçta hiçbir yargıya varamayan tutumun şüpheci olduğunu belirle.
- Adım 3: Descartes'in kuşkuyu bir yöntemenin ilk adımı saydığını ekle.
Sonuç/cevap: Şüpheci bir tutumdur; çünkü yargıyı askıya alıp sonuç vermekten vazgeçer. Descartes ise kuşkuyu bir yönteme bağladığı için metodik kuşku içindedir.
Adım Adım Çözülmüş Örnek
Örnek 1: Şüpheci ile Metodik Kuşku konusunun adımları:
- Adım 1: Öğrencinin yargıyı askıya alıp susuyor olup olmadığını sor.
- Adım 2: Sonuçta hiçbir yargıya varamayan tutumun şüpheci olduğunu belirle.
- Adım 3: Descartes'in kuşkuyu bir yöntemenin ilk adımı saydığını ekle.