Hikâye, şiir, destan, roman, tiyatro ve dil bilgisi
Hikâyenin tanımı, olay ve durum hikâyesi, modern hikâye, romanla farkı
Hikâye (öykü), gerçek ya da gerçeğe uygun olayların; kişi, yer ve zamana bağlı olarak kısa ve yoğun bir biçimde anlatıldığı edebî türdür. Hikâyede amaç, uzun bir olay zincirini değil, hayattan alınmış bir kesiti etkili biçimde sunmaktır. Bu yönüyle hikâye, "romanın küçük kardeşi" sayılsa da kendine özgü bir anlatım düzeni ve yoğunluğu vardır.
Merak duygusunu öne çıkaran, olayın serim – düğüm – çözüm sırasıyla geliştiği hikâye türüdür. Olay örgüsü güçlüdür; sonuç genellikle şaşırtıcı ve kesindir. Fransız yazar Guy de Maupassant'ın adıyla anılır. Türk edebiyatındaki temsilcileri Ömer Seyfettin ve Refik Halit Karay'dır.
Olaydan çok, gündelik hayatın bir anını, bir ruh hâlini veya bir izlenimi yansıtır. Serim-düğüm-çözüm düzeni zorunlu değildir; sonu açık bırakılabilir. Rus yazar Anton Çehov'un adıyla anılır. Türk edebiyatındaki temsilcileri Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal'dır.
20. yüzyılda hikâye; bilinç akışı, iç monolog, geriye dönüş gibi tekniklerle zaman ve mekân sınırlarını esnetmiştir. Olayın yerini insanın iç dünyası, çağrışımlar ve duygu yoğunluğu alır. Bu türde kesin bir son yoktur; okur, metni kendi yorumuyla tamamlar.
"Adam sabah erkenden kalktı, tren garına yürüdü. Perondaki kalabalığın içinde bir an durdu; kimse onu beklemiyordu ama yine de biletini cebinde sımsıkı tuttu." metni hangi hikâye anlayışına yakındır?
Olay zinciri yok, yalnızca bir an ve ruh hâli anlatılıyor. Merak ve kesin sonuç bulunmuyor; açık bir bitiş var. Cevap: Durum hikâyesi (Çehov tarzı).Bir metinde on iki kişi, üç ayrı şehir ve yıllara yayılan bir olay zinciri varsa bu metin hangi türe daha uygundur?
Kişi sayısının çokluğu ve olayın yıllara yayılması geniş kapsam göstergesidir. Cevap: Roman. Hikâyede kişi ve olay çevresi dardır.Hikâye; kısa, yoğun ve kesit niteliğinde bir anlatı türüdür. Olay hikâyesi merak ve kesin sonuç üzerine kurulurken durum hikâyesi bir anı ve ruh hâlini yansıtır. Modern hikâye ise iç dünyaya, çağrışıma ve zaman kırılmalarına yönelir.
Olay örgüsü, kişi, mekân, zaman, tema ve çatışma
Bir hikâye; olay örgüsü, kişi, mekân, zaman ve tema üzerine kurulur. Bu unsurlar birbirine bağlıdır: kişinin bir amacı olayı, olay mekânı, mekân ise atmosferi doğurur.
Metindeki olayların sebep-sonuç ilişkisi içinde sıralanmasıdır. Üç ana bölümde incelenir:
Olayı yürüten varlıklardır. Başkişi olayın merkezindedir; yardımcı kişiler başkişiyi destekler ya da ona engel olur. Kişiler; fiziksel, ruhsal ve toplumsal özellikleriyle verilebilir.
Olayın geçtiği yerdir. Bazen yalnızca dekor işlevi görür, bazen de kişilerin ruh hâlini yansıtan işlevsel bir öge olur. Kapalı (oda, ev) ve açık (dağ, deniz) mekânlar olabilir.
Olayın geçtiği zaman dilimidir. Vaka zamanı olayın yaşandığı an, anlatım zamanı ise bu olayın anlatıldığı andır. Geriye dönüşlerle zaman iç içe geçebilir.
Konu, metinde anlatılan şeydir; tema ise bu konunun arkasındaki ana düşünce veya duygudur (sevgi, yalnızlık, adalet). Çatışma, kişinin kendisiyle, başkasıyla ya da doğayla karşı karşıya gelmesidir.
"Köyün tek çeşmesi yaz boyunca kurudu. Ayşe her sabah kovayla iki kilometre yürümek zorundaydı. Bir gün yolda yaşlı bir adamla karşılaştı ve kuyunun yerini öğrendi." metninde yapı unsurlarını belirleyiniz.
Kişi: Ayşe (başkişi), yaşlı adam (yardımcı kişi) Mekân: köy, yol · Zaman: yaz Çatışma: Ayşe'nin su sorunu ile mücadelesi Tema: Zorluklar karşısında dayanışma ve umut.Hikâye beş temel unsur üzerine kurulur. Olay örgüsü serim, düğüm ve çözümden oluşur. Kişi kadrosu başkişi ve yardımcı kişilere ayrılır. Mekân olayı barındırır, zaman olayı sıralar. Konu ve tema ise metnin anlam katmanını oluşturur.
Hâkim, kahraman, gözlemci bakış açıları; gösterme, iç monolog, bilinç akışı
Olayları aktaran kişiye anlatıcı; anlatıcının olaylara baktığı konuma bakış açısı denir. Anlatıcı ile yazar aynı kişi değildir; anlatıcı, yazarın kurguladığı bir sestir.
"Kapıdan içeri girdi. Yüzündeki ifadeyi kimse çözemedi; oysa içinden 'Artık buradan gitmeliyim.' diye geçiriyordu." cümleleri hangi bakış açısıyla yazılmıştır?
Anlatıcı, kişinin içinden geçenleri aktarabiliyor. Bu, sınırsız bilgiye sahip bir anlatıcıyı gösterir. Cevap: Hâkim (tanrısal) bakış açısı."Bir an çocukluğum geldi aklıma: okul bahçesinde koşarken düşmüştüm." cümlesinde hangi anlatım tekniği kullanılmıştır?
Şimdiki zamandan geçmişe kısa bir dönüş yapılmış. Cevap: Geriye dönüş (flashback) tekniği.Bakış açısı, anlatıcının olaya konumunu belirler. Hâkim anlatıcı her şeyi bilir; kahraman anlatıcı birinci kişidir; gözlemci yalnızca dışarıdan görür; çoğul anlatıcı ortak bir sesi dile getirir. Anlatım teknikleri ise olayı sunma biçimidir.
Divan geleneğinden Tanzimat, Servet-i Fünun, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet'e
Hikâyenin atası sayılabilecek anlatılar Dede Korkut hikâyeleri, halk hikâyeleri, mesneviler ve masallardır. Ancak Batılı anlamda kısa hikâye, Türk edebiyatına Tanzimat ile girmiştir.
İlk hikâye denemeleri görülür; teknik ve kurgu bakımından acemidir. Ahmet Mithat Efendi'nin Letaif-i Rivayat, Emin Nihat'ın Müsameretname adlı eserleri ilk örneklerdir. Batılı anlamdaki ilk hikâye kitabı ise Sami Paşazade Sezai'nin Küçük Şeyler'idir (1891).
Hikâye teknik yönden olgunlaşır. Halit Ziya Uşaklıgil'in İzmir Hikâyeleri bu dönemin önemli örneğidir. Dilde süslü ve ağır bir üslup, konuda bireysel duygular öne çıkar.
Hikâye, Anadolu'ya ve toplumsal hayata yönelir. Sade bir dil kullanılır. Ömer Seyfettin olay hikâyesinin, Refik Halit Karay ise Memleket Hikâyeleri ile Anadolu insanının ustasıdır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu da bu dönemde öne çıkar.
Hikâye çok sesli bir hâl alır. Sait Faik Abasıyanık durum hikâyesinin, Sabahattin Ali toplumcu gerçekçiliğin, Memduh Şevket Esendal sade gözlemin temsilcisidir. Orhan Kemal, Tarık Buğra ve Haldun Taner hikâyeye farklı bakışlar getirir. 1950 sonrasında modern hikâye yaygınlaşır.
"Küçük Şeyler" adlı eser hangi döneme aittir ve önemi nedir?
Eser, Sami Paşazade Sezai tarafından yazılmıştır. Batılı anlamda ilk Türk hikâye kitabı kabul edilir. Cevap: Tanzimat Dönemi hikâyesi.Ömer Seyfettin ile Sait Faik'in hikâye anlayışları nasıl ayrılır?
Ömer Seyfettin: olay hikâyesi, güçlü olay örgüsü ve kesin son. Sait Faik: durum hikâyesi, izlenim ve açık son. Cevap: Biri Maupassant, diğeri Çehov tarzına yakındır.Türk hikâyesi sözlü gelenekten beslenmiş, Tanzimat'ta Batılı biçimle tanışmış, Servet-i Fünun'da olgunlaşmış, Millî Edebiyat'ta Anadolu'ya yönelmiş ve Cumhuriyet'te çok sesli bir yapı kazanmıştır.
Nazım birimi, hece ölçüsü, aruz ölçüsü, serbest ölçü
Şiir, duygu ve düşüncelerin ölçülü, ahenkli ve etkili bir dille, yoğunlaştırılmış biçimde anlatıldığı edebî türdür. Şiirin en küçük anlam birimine dize (mısra) denir. Dizelerin bir araya gelmesiyle oluşan yapı taşlarına nazım birimi denir.
Bir dizedeki hece sayısının eşitliğine dayanır. Türkçenin doğal yapısına uygundur ve halk şiirinde yaygındır. Dizeler ortadaki doğal durma yerlerinden (durak) bölünür.
Kaynağı Arap ve Fars edebiyatıdır. Dizelerdeki hecelerin uzun (kapalı) ve kısa (açık) olmasına dayanır. Açık hece (.) ve kapalı hece (–) işaretleriyle gösterilir; kalıplara bahir denir. Divan şiirinin ölçüsüdür ve Arapça-Farsça kelimelerin çokluğunu gerektirir. Örnek kalıplar: fâilâtün / fâilâtün / fâilün, mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün.
Hece sayısı ve durağı önemsemeyen, ahengi kelime tekrarı, ses uyumu ve iç ritimle kuran ölçüdür. Modern Türk şiirinde yaygındır; Nazım Hikmet serbest ölçünün öncüsüdür.
"Ben yürürüm yane yane / Aşk boyadı beni kane" dizelerinin hece sayısını ve durağını bulunuz.
1. dize heceleri: Ben-yü-rü-rüm-ya-ne-ya-ne = 8 2. dize heceleri: Aşk-boy-a-dı-be-ni-ka-ne = 8 Cevap: 8'li hece ölçüsü (4+4 duraklı).İki dizelik bölümlerden oluşan ve her bölümü kendi içinde anlamlı olan bir şiirin nazım birimi nedir?
İki dizeden oluşan birim beyittir. Cevap: Beyit.Şiirin yapı taşları nazım birimleridir: dize, beyit, dörtlük ve bent. Ölçü üç başlıkta incelenir: hece ölçüsü, aruz ölçüsü ve serbest ölçü.
Uyak türleri, redif, uyak düzeni ve ahenk unsurları
Uyak (kafiye), dizelerin sonlarındaki kelimeler arasında bulunan ses benzerliğidir. Amaç ahenk yaratmaktır. Uyak, aynı görevdeki eklerle değil, anlamlı ses tekrarıyla kurulur.
Uyaktan sonra tekrarlanan aynı anlam ve görevdeki ek veya kelimelerdir. Redif dizelerde ahengi artırır. Örnek: "Dağların ardında bir güneş doğar / Sabahın sıcaklığı gönlüme doğar" dizelerinde "-ar" uyak, "doğar" kelimeleri rediftir.
"Bahçemde açılmaz yüzün olsa da / Ağlarım gözlerim nemli olsa da" dizelerinde uyak ve redifi bulunuz.
Dize sonları: "olsa da" her ikisinde de aynı. "olsa da" aynı eklerden oluştuğu için rediftir. Cevap: Redif "olsa da"dır; bu dizelerde ayrıca uyak yoktur."yâr – bahar" ikilisinde hangi uyak türü vardır?
Benzeşen sesler: -ar (bir ünlü + bir ünsüz). Cevap: Tam uyak.Uyak, dize sonlarındaki ses benzerliğidir; redif ise uyaktan sonra tekrarlanan ek veya kelimedir. Uyak; yarım, tam, zengin, tunç ve cinaslı olmak üzere beşe ayrılır. Uyak düzeni şiirin nazım biçimini belirlemede önemlidir.
Teşbih, istiare, kinaye, mecaz-ı mürsel, tenasüp, tecahül-i ârif
Söz sanatları (edebî sanatlar), anlatımı etkili ve güzel kılmak için sözcüklere mecaz değeri kazandıran kullanımlardır. Şiirin anlam katmanlarını genişletir.
Bir varlığın başka bir varlığa benzetilmesidir. Dört ögesi vardır: benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı. "Aslan gibi güçlü asker" örneğinde asker benzeyen, aslan kendisine benzetilen, güçlü benzetme yönü, gibi benzetme edatıdır.
Teşbihin ögelerinden birinin söylenmemesiyle oluşan sanattır.
Bir sözün hem gerçek hem mecaz anlamını çağrıştıracak biçimde, asıl mecaz anlam kastedilerek kullanılmasıdır. "Ateş düştüğü yeri yakar" sözünde gerçek ateş de, acı da düşünülebilir; asıl kastedilen acıdır.
Bir kavramın, benzetme amacı güdülmeden, onunla ilgili başka bir kavramla anlatılmasıdır. "Ankara karar verdi" (hükümet), "Bu haberi bütün memleket konuşuyor" (memleketteki insanlar) örneklerinde mecaz-ı mürsel vardır.
Anlamca birbiriyle ilgili sözcüklerin aynı metinde bir arada kullanılmasıdır. Gül, bülbül, bahar, aşk kelimelerinin bir şiirde birlikte yer alması tenasübe örnektir.
Şairin, gerçeği bildiği hâlde sanat amacıyla bilmiyormuş gibi davranmasıdır. "Benim aşkım bir gizli hazîne, bilmem hangi kuyunun dibinde" dizesinde şair aslında bilir ama bilmez görünür.
"Gökyüzünde bir kuş süzülüyordu; kanatları umudun ta kendisiydi." cümlesinde hangi söz sanatı vardır?
Kanatlar, umuda benzetiliyor ve benzetme edatı kullanılmıyor. Benzetilen "umut" söylendiğine göre öge eksikliği teşbihin kısalmış hâlini gösterir. Cevap: Açık istiare (benzetilen söylenmiş, benzeyen gizli)."Senin gözlerin bir pınar gibi berrak" dizesinde teşbihin ögelerini bulunuz.
Benzeyen: gözler · Benzetilen: pınar Benzetme yönü: berrak · Benzetme edatı: gibi.Söz sanatları anlatımı etkili kılar. Teşbih benzetme, istiare gizli benzetme, kinaye iki anlamlı söz, mecaz-ı mürsel ad aktarma, tenasüp anlam yakınlığı, tecahül-i ârif bilmez görünmedir.
Gazel, kaside, koşma, sone, mesnevi, rubai ve diğer biçimler
Nazım biçimi, bir şiirin dize sayısı, nazım birimi ve uyak düzeniyle belirlenen dış yapısıdır. Şiirin konusuna göre aldığı ada ise nazım türü denir. Aynı biçim farklı türlerde kullanılabilir.
Beş beyitten oluşan, ilk beyti kendi içinde uyaklı, sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest, ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı bir şiirin biçimi nedir?
Uyak düzeni aa ba ca da ea biçiminde. Cevap: Gazel.Gazel biçimiyle yazılmış ama doğrudan Allah'a yakarış içeren şiirin nazım türü nedir?
Biçim gazeldir; ancak konu dinsel olduğu için tür değişir. Cevap: Nazım türü "münacat"tır.Nazım biçimi dış yapıyı, tür ise konuyu ifade eder. Divan şiirinde gazel, kaside, mesnevi ve rubai; halk şiirinde koşma, mani ve türkü; Batı etkisinde sone ve terza-rima öne çıkar.
Lirik, epik, didaktik, satirik, pastoral; şiir inceleme yöntemi
Şiirler konularına ve işledikleri duyguya göre sınıflandırılır:
Bir şiiri incelerken şu adımlar izlenir:
Aliterasyon, ünsüzlerin; asonans ise ünlülerin tekrarıyla oluşan ses uyumudur. "Sular serin, saçlar sarı" cümlesinde "s" sesleri aliterasyon yaratır. Kelime tekrarı da ahengi güçlendirir.
"Orduların önünde dalgalanan bayrak, / yiğitlerin kalbinde yanan ocak." dizeleri hangi şiir türüne yakındır?
Konu: kahramanlık ve vatan. Cevap: Epik şiir."Ne sabah senden güzel ne akşam" dizesinde hangi ahenk unsuru ağır basar?
"s" ve "ş" seslerinin tekrarı dikkat çekiyor. Cevap: Aliterasyon (ünsüz tekrarı).Şiir türleri konuya göre belirlenir: lirik, epik, didaktik, satirik, pastoral ve dramatik. Şiir çözümlemesi biçimden başlar; ölçü, ahenk, söz sanatları, tema ve dil sırasıyla incelenir.
Destanın tanımı, özellikleri, doğal/yapay ayrımı ve mitoloji ilişkisi
Destan, bir milletin başından geçen büyük olayları; savaş, göç, doğal afet ve kahramanlıkları olağanüstü ögelerle süsleyerek anlatan uzun ve manzum anlatıdır. Destanlar, ulusların ortak belleğini, inançlarını ve değerlerini yansıtır; bu yüzden "milletin hafızası" sayılır.
Bir milletin ortak ürünü olarak, anonim biçimde doğar. Üç aşamada oluşur:
Bir yazar veya şairin, tarihî bir olayı ya da efsaneyi destan biçiminde bilinçli olarak yazmasıyla oluşur. Yazarı bellidir. Örneğin Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Üç Şehitler Destanı, Nâzım Hikmet'in Kuvâyi Milliye destanı ve Turgut Uyar'ın Büyük Saat gibi eserleri yapay destan niteliğindedir.
Mitoloji, bir toplumun kutsal öyküler ve inançları bütünüdür. Destanlar mitolojiden beslenir: tanrılar, olağanüstü varlıklar, yaratılış ve tufan motifleri destanlarda sık görülür.
Bir şairin Kurtuluş Savaşı'nı destan biçiminde kaleme aldığı ve yazarı belli olan eser hangi destan türüdür?
Yazarı belli ve bilinçli olarak yazılmış. Cevap: Yapay destan.Doğal bir destanın oluşum aşamalarını sıralayınız.
Doğuş → Yayılma → Derleme. Cevap: Önce toplumsal olay doğar, sonra ozanlarca yayılır, en son yazıya geçirilir.Destan, bir milletin büyük olaylarını olağanüstü ögelerle anlatan uzun anlatıdır. Doğal destan anonimdir ve üç aşamada oluşur; yapay destanın yazarı bellidir. Destanlar mitolojiden beslenerek toplumun değerlerini aktarır.
Alp Er Tunga, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş, Göç ve Manas
Türklerin yazılı edebiyata geçmeden önce oluşturduğu destanlar, sözlü gelenekte yaşamış ve çeşitli kaynaklarla günümüze ulaşmıştır. Başlıcaları şunlardır:
Saka hükümdarı Alp Er Tunga'nın kahramanlıklarını anlatır. Alp Er Tunga; güç, adalet ve bilgeliğin simgesidir. Divan edebiyatında Afrasiyab adıyla anılır. Destanın bir bölümü Kutadgu Bilig'de yer alır.
Hun hükümdarı Oğuz Kağan'ın doğuşu, yiğitlikleri ve dünyaya hâkim olma ideali anlatılır. Oğuz Kağan, ışıktan doğar; gökten inen kurt ona yol gösterir. Destan, Türk devlet geleneği ve Cihân hâkimiyeti düşüncesini yansıtır.
Türklerin düşman saldırısı sonucu Ergenekon adlı vadiye sığınması, orada çoğalması ve demir dağı eriterek çıkışını anlatır. Demir, Türk kültüründe gücün ve yeniden doğuşun simgesidir.
Türeyiş Destanı, Uygur hükümdarının bir kurt kızıyla evlenmesi ve Türk soyunun çoğalmasını anlatır. Göç Destanı, Uygurların kutsal bir kayayı yurtlarından götürmeleri üzerine yaşanan felaketleri ve göçü konu eder.
Kırgız Türklerinin destanıdır ve dünyanın en uzun destanlarından biridir. Kahraman Manas'ın Kırgızları birleştirmesi ve düşmanlara karşı verdiği mücadele anlatılır. Manas'ın oğlu ve torunlarını konu alan bölümlerle genişler.
"Demir dağı eriterek vadiden çıkma" motifi hangi destanda ve hangi devlete aittir?
Motif, yeniden doğuş ve demir temasıyla ilişkilidir. Cevap: Ergenekon Destanı — Göktürkler.Oğuz Kağan ve Türeyiş destanlarında ortak olan motif hangisidir?
Her ikisinde de kurt motifi yol gösterici/soy kurucu olarak yer alır. Cevap: Kurt motifi.İslamiyet öncesi Türk destanları sözlü gelenekte doğmuştur. Alp Er Tunga (Saka), Oğuz Kağan (Hun), Ergenekon (Göktürk), Türeyiş-Göç (Uygur) ve Manas (Kırgız) başlıca destanlardır. Kurt, ışık ve demir ortak motiflerdir.
Köroğlu, Battalnâme, Danişmendnâme; Gılgamış, Şehname, İlyada
İslamiyet'in kabulünden sonra Türk destanları İslami motiflerle zenginleşmiştir. Kahramanlar artık gazi ve alp-eren kimliğiyle din ve vatan için savaşır.
Anadolu, Azerbaycan ve Orta Asya'da yaygın bir destandır. Köroğlu; haksızlığa karşı duran, yiğit ve adaletli bir halk kahramanıdır. Babasının gözlerinin kör edilmesi üzerine dağa çekilir ve Bolu Beyi'ne karşı mücadele eder. Destan, halk şiirinde "Köroğlu havası" olarak yaşamıştır.
Battalnâme, Arap-Bizans mücadelesinde savaşan Battal Gazi'nin kahramanlıklarını; Danişmendnâme ise Anadolu'nun Türkleşmesi sürecinde Danişmend Gazi'nin mücadelelerini anlatır. İki eser de İslami destan geleneğinin ürünüdür.
Türk destanlarında yurt sevgisi, bağımsızlık ve birlik öne çıkarken dünya destanlarında çoğunlukla bireysel kahramanlık ve kader teması işlenir. Türk destanları kurt, ışık ve demir gibi özgün motifler taşır.
"Şehname" hangi millete ve kime aittir?
Fars edebiyatının destanıdır ve Firdevsî tarafından yazılmıştır. Cevap: Fars edebiyatı — Firdevsî.Türk destanları ile dünya destanlarının ortak ve farklı yönleri nelerdir?
Ortak: olağanüstü kahramanlar ve doğaüstü olaylar. Fark: Türk destanlarında yurt ve bağımsızlık, dünya destanlarında bireysel kader daha belirgindir. Cevap: Aynı türün farklı kültürel yansımalarıdır.İslamiyet sonrası Türk destanları arasında Köroğlu, Battalnâme ve Danişmendnâme yer alır. Dünya destanlarının başlıcaları Gılgamış, İlyada, Odysseia, Şehname, Nibelungen ve Kalevala'dır. Türk destanlarında yurt ve bağımsızlık teması öne çıkar.
Romanın tanımı, yapı unsurları ve roman türleri
Roman, yaşanmış ya da yaşanabilir olayların; geniş bir zaman diliminde, çok sayıda kişiyle ve ayrıntılı bir biçimde anlatıldığı uzun edebî türdür. Hikâyeden kapsam, kişi sayısı ve ayrıntı bakımından ayrılır; olayları derinlemesine ve çok yönlü ele alır.
"İstanbul'un arka sokaklarında geçen olaylar, yoksul bir ailenin yıllara yayılan mücadelesini anlatıyor." cümlesinde hangi yapı unsurları öne çıkar?
Mekân: İstanbul'un arka sokakları · Zaman: yıllara yayılan Kişi: yoksul aile · Olay: mücadele.Bir roman, kahramanın iç çatışmalarını ve ruhsal durumunu derinlemesine işliyorsa hangi türdedir?
Odak noktası iç dünyadır. Cevap: Psikolojik roman.Roman; geniş kapsamlı, çok kişili ve ayrıntılı uzun bir anlatı türüdür. Yapı unsurları olay örgüsü, kişi, mekân, zaman ve temadır. Konularına göre macera, tarihî, psikolojik, sosyal, bilim kurgu, polisiye ve tezli roman gibi türlere ayrılır.
Romanın anlatıcısı, bakış açıları ve anlatım teknikleri
Her roman bir anlatıcı aracılığıyla okura ulaşır. Anlatıcının bilgisi, konumu ve sesi bakış açısını belirler. Romanlarda temel olarak üç bakış açısı görülür:
"İçeri girdiğimde herkes bana bakıyordu; kalbimin attığını duyabiliyordum." cümlesi hangi bakış açısına sahiptir?
Anlatım birinci kişi ağzından ("girdiğimde", "duyabiliyordum"). Cevap: Kahraman anlatıcı bakış açısı.Bir romanda, "Aylar önceydi; o gün yağmur yağıyordu." cümlesiyle geçmişe geçiliyorsa hangi teknik kullanılmıştır?
Şimdiki zamandan geçmişe dönüş var. Cevap: Geriye dönüş (flashback).Roman, bir anlatıcı ve bakış açısıyla kurulur. Hâkim anlatıcı her şeyi bilir; kahraman anlatıcı birinci kişidir; gözlemci anlatıcı yalnızca dışarıdan görür. Anlatma, gösterme, betimleme, iç monolog, bilinç akışı, diyalog, geriye dönüş ve montaj başlıca tekniklerdir.
İlk çeviri ve yerli romanlar, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e roman
Batılı anlamda roman, Türk edebiyatına Tanzimat ile girmiştir. İlk aşamada çevirilerle başlamış, ardından taklit ve telif eserler gelmiştir.
Teknik bakımından acemidir; toplumsal fayda ön plandadır. Yazarlar okuru eğitmeyi amaçlar.
Roman teknik ve estetik yönden olgunlaşır; bireysel duygular ve iç dünya öne çıkar.
Roman Anadolu'ya ve toplumsal gerçekliğe yönelir; sade dil kullanılır.
"İntibah" ve "Cezmi" romanlarının yazarı kimdir ve bu eserlerin özelliği nedir?
Yazar: Namık Kemal. Cevap: İntibah ilk edebî roman, Cezmi ilk tarihî romandır."Aşk-ı Memnu" ve "Eylül" romanlarının yazarları kimlerdir?
Aşk-ı Memnu: Halit Ziya Uşaklıgil. Eylül: Mehmet Rauf (ilk psikolojik roman).Türk romanı Tanzimat'ta çevirilerle başlamış, Servet-i Fünun'da olgunlaşmış, Millî Edebiyat'ta Anadolu'ya yönelmiş, Cumhuriyet'te toplumsal ve psikolojik derinlik kazanmıştır.
Romanın doğuşu, dünya klasikleri ve akımların romana etkisi
Roman türünün ilk modern örneği, İspanyol yazar Cervantes'in Don Kişot (1605) adlı eseridir. 18. yüzyılda Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su roman türünü yaygınlaştırmıştır. 19. yüzyıl ise romanın altın çağıdır.
Dünya edebiyatında ilk modern roman kabul edilen eser hangisidir?
İspanyol yazar Cervantes'in eseridir. Cevap: Don Kişot.Bir romanda kalıtım ve çevrenin insan davranışını belirlediği bilimsel bir yaklaşımla anlatılıyorsa hangi akıma yakındır?
Gözlem + bilimsel belirleyicilik = realizmin bilimsel uzantısı. Cevap: Natüralizm.Modern roman Don Kişot ile başlar, 19. yüzyılda altın çağını yaşar. Sefiller, Suç ve Ceza, Madame Bovary ve Savaş ve Barış dünya edebiyatının temel eserleridir. Romantizm, realizm ve natüralizm romanı biçimlendiren başlıca akımlardır.
Tiyatronun tanımı, dramatik yapı ve temel sahne terimleri
Tiyatro, bir olayın sahnede, oyuncular tarafından canlandırılarak seyirciye sunulduğu sanat dalıdır. Metin olsa da asıl varoluşu sahnelemeyle gerçekleşir. Bu yönüyle tiyatro, edebiyat ile sahne sanatlarının kesiştiği yerdir.
Bir tiyatro eseri üç temel bölümden kurulur:
"Oyun, iki ailenin aynı köyde yaşaması ve eski bir anlaşmazlığın ortaya çıkmasıyla başlar." Bu bölüm dramatik yapının hangi kısmıdır?
Kişiler, yer ve çatışma tanıtılıyor. Cevap: Serim (giriş).Oyuncunun sahnede tek başına iç konuşmasını yaptığı bölüme ne denir?
Karşılıklı değil, tek kişilik konuşma. Cevap: Monolog.Tiyatro, olayın sahnede oyuncularla canlandırıldığı sanat dalıdır. Dramatik yapı serim, düğüm ve çözümden oluşur. Sahne, perde, dekor, kostüm, rejisör, suflör, diyalog, monolog ve tirat temel terimlerdir.
Karagöz, meddah, orta oyunu ve seyirlik köy oyunları
Batılı tiyatrodan önce Türk toplumunda var olan, doğaçlamaya dayanan, güldürü ve taklidi öne çıkaran halk tiyatrosudur. Yazılı metne değil, ustanın aktarımına ve seyirciyle etkileşime dayanır.
Perde arkasında ışıklandırılan tasvirlerin (deriden yapılmış figürler) hareket ettirilmesiyle oynanır. Baş kişileri Karagöz ve Hacivat'tır. Karagöz saf ve hazırcevap, Hacivat ise görgülü ve ağırbaşlıdır. Yan kişiler: Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir, Zenne, Beberuhi. Oyunlar dört bölümden oluşur: mukaddime (giriş), muhavere (söyleşme), fasıl (asıl olay), bitiş.
Bir kişinin (meddah) yüksek bir yerde oturarak, mendil ve sopa gibi araçlarla, farklı kişilerin ses ve taklitlerini yaparak hikâye anlattığı gösteridir. Tek kişilik bir tiyatrodur; meddah doğaçlama yapar ve seyirciyle konuşur.
Kapalı bir alanda, ortada bir sahne olmadan oynanan tiyatrodur. Temel kişileri Kavuklu (Karagöz'ün karşılığı) ve Pişekâr (Hacivat'ın karşılığı)'dır. Bölümleri: giriş, muhavere, fasıl, bitiş. Dekor genellikle yoktur; "dükkân" ve "yeni dünya" gibi düzenlemeler kullanılır.
Köylerde düğün, bayram gibi özel günlerde oynanan; taklit, dans ve şarkı içeren oyunlardır. Örnek: Arap oyunu, Deve oyunu, Kız Kaçırma.
Kavuklu ve Pişekâr hangi geleneksel tiyatro türünün kişileridir?
Bu iki tip, Karagöz-Hacivat'ın orta oyunundaki karşılığıdır. Cevap: Orta oyunu.Karagöz, meddah ve orta oyununun ortak yönü nedir?
Üçü de doğaçlama, taklit ve güldürüye dayanır. Cevap: Yazılı metne değil, sözlü aktarım ve doğaçlamaya dayanmaları.Geleneksel Türk tiyatrosu doğaçlamaya dayanır. Karagöz gölge oyunu, orta oyunu meydan oyunu, meddah tek kişilik gösteridir. Ortak yönleri güldürü, taklit, müzik ve seyirciyle etkileşimdir.
Şinasi'den Cumhuriyet'e Türk tiyatrosu; Shakespeare, Molière, Çehov
Batılı anlamda tiyatro Türk edebiyatına Tanzimat ile girmiştir. İlk eserler çeviri ve uyarlamalarla başlamış, ardından özgün oyunlar yazılmıştır.
İlk Türkçe yerli tiyatro eseri hangisidir ve kime aittir?
Tanzimat döneminde yazılmıştır. Cevap: Şair Evlenmesi — Şinasi.Molière ve Çehov hangi ülkelerin tiyatro yazarlarıdır?
Molière komedinin, Çehov dramatik gerçekçiliğin temsilcisidir. Cevap: Molière Fransız, Çehov Rus'tur.Modern Türk tiyatrosu Tanzimat'ta Şinasi'nin Şair Evlenmesi ile başlar; Namık Kemal ve Ahmet Vefik Paşa ile gelişir. Cumhuriyet'te Darülbedayi ve Muhsin Ertuğrul tiyatroyu kurumsallaştırır. Dünyada Shakespeare, Molière, Çehov ve Brecht öne çıkar.
Trajedi, komedi, dram ve diğer sahne türleri
Konusunu tarih veya mitolojiden alan, yüce ve soylu kişilerin hayatını işleyen, acıklı sonla biten türdür. Üç birlik kuralına (yer, zaman, olay) uyar. Kaba söz ve olaylara yer verilmez; üslup ağır ve yücedir. Yunan edebiyatında doğmuştur; temsilcisi Sophokles'tir.
Hayatın gülünç yönlerini, kusurları ve çarpıklıkları eleştiren, seyirciyi güldürürken düşündüren türdür. Kişiler sıradan insanlardır; günlük konuşma dili kullanılır. Üç birlik kuralına uyar. Molière komedinin önemli temsilcisidir.
Trajedi ile komedinin özelliklerini birleştiren, 19. yüzyılda romantizmle ortaya çıkan türdür. Hayatın hem acıklı hem gülünç yönlerini bir arada sunar. Üç birlik kuralına uymak zorunda değildir; üslup doğaldır. Shakespeare dramın önemli ismidir.
Bir oyunda soylu bir kahramanın kaçınılmaz yıkımı, ağır bir dille ve üç birlik kuralına uyularak anlatılıyorsa hangi türdedir?
Yüce kişi + acıklı son + üç birlik = klasik trajedi özellikleri. Cevap: Trajedi.Bir oyunda hem acıklı hem gülünç sahneler bir arada, doğal bir dille ve üç birlik kuralı olmadan sunuluyorsa hangi türdedir?
Her iki duygunun birleşmesi dramın özelliğidir. Cevap: Dram.Temel tiyatro türleri trajedi, komedi ve dramdır. Trajedi acıklı ve yücedir; komedi güldürür ve eleştirir; dram ikisini birleştirir. Opera, operet, müzikal, pandomim, skeç ve revü diğer sahne türleridir.
İsim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil
Fiilimsi (eylemsi), fiil kök veya gövdesinden türeyen; ancak cümlede isim, sıfat veya zarf göreviyle kullanılan sözcüklerdir. Fiilin anlamını taşır ama çekimlenmez; yüklem olmaz. Fiilimsiler bir cümleyi yan cümle hâline getirir.
Fiillere -mak/-mek, -ma/-me, -ış/-iş/-uş/-üş ekleri getirilerek yapılır. Cümlede isim gibi görev yapar; isim tamlaması kurabilir.
Fiillere -an/-en, -ası/-esi, -maz/-mez, -ar/-er, -dık/-dik/-duk/-dük, -acak/-ecek, -mış/-miş ekleri getirilerek yapılır. Cümlede sıfat göreviyle kullanılır; bir ismi niteler. Sıfat-fiiller de isim gibi çekimlenebilir (iyelik, çoğul).
Fiillere -ken, -alı, -madan/-meden, -ince/-ınca, -ip/-ıp, -arak/-erek, -dıkça/-dikçe, -maksızın/-meksizin, -casına/-cesine, -a... -a ekleri getirilerek yapılır. Cümlede zarf göreviyle kullanılır; eylemin nasıl, ne zaman yapıldığını belirtir.
"Kitap okumayı seven çocuk, sabah erken kalkarak yürüyüşe çıktı." cümlesindeki fiilimsileri ve türlerini bulunuz.
okumayı → -ma eki → isim-fiil (nesne) seven → -en eki → sıfat-fiil (çocuk'u niteler) kalkarak → -arak eki → zarf-fiil (durum zarfı) Cevap: Bir cümlede üç fiilimsi türü de yer alabilir."Hava kararınca eve döndük." cümlesinde fiilimsi hangi görevi üstlenmiştir?
kararınca → -ince eki → zarf-fiil. Cevap: Zaman anlamıyla zarf tümleci görevi.Fiilimsiler fiilden türeyip isim, sıfat veya zarf görevinde kullanılan sözcüklerdir. İsim-fiil (-mak, -ma, -ış), sıfat-fiil (-an, -acak, -mış) ve zarf-fiil (-ken, -arak, -ince) olmak üzere üçe ayrılır. Yüklem olmaz ve şahıs eki almazlar.
Yüklem, özne, nesne, dolaylı tümleç ve zarf tümleci
Cümleyi oluşturan ve anlamlı en küçük parçalara öge (tümleç) denir. Türkçede cümlenin iki temel ögesi yüklem ve öznedir; diğerleri yüklemi tamamlar.
Cümlede iş, oluş veya durumu bildiren; cümleyi yargıya bağlayan temel ögedir. Çekimli fiil ya da ek-fiille kurulmuş isim olabilir. Önce yüklem bulunur.
Yüklemin bildirdiği işi yapan ya da oluş içinde bulunan ögedir. Yükleme "Kim?" veya "Ne?" sorusu sorularak bulunur. Gerçek ve sözde olmak üzere iki türü vardır.
Yüklemin bildirdiği işten etkilenen ögedir. "Neyi? Kimi?" sorusu belirtili nesneyi (-i hâli), "Ne?" sorusu belirtisiz nesneyi (yalın hâl) buldurur.
Yüklemin yöneldiği yer, kişi veya varlığı belirtir. Yükleme "-e, -de, -den" (yönelme, bulunma, ayrılma) hâl ekleriyle bağlanır.
Yüklemin anlamını zaman, durum, sebep, miktar, şart bakımından tamamlar. "Nasıl? Ne zaman? Niçin? Ne kadar? Neden?" sorularıyla bulunur.
Cümle dışı unsurlar; hitap, ünlem, bağlaç ve ara sözlerdir; öge olarak sayılmaz. "Arkadaşlar, yarın görüşürüz." cümlesinde "Arkadaşlar" cümle dışı unsurdur.
"Küçük çocuk, dün akşam bahçede topu arkadaşına attı." cümlesini ögelerine ayırınız.
Yüklem: attı Özne: Küçük çocuk (Kim attı?) Belirtili nesne: topu (Neyi attı?) Dolaylı tümleç: arkadaşına (Kime attı?) Zarf tümleci: dün akşam (ne zaman), bahçede (nerede)."Ağaçlar sonbaharda yapraklarını döktü." cümlesinde özne hangisidir?
"Döken" kim değil, ne sorusuna cevap veriyor: ağaçlar. Cevap: Ağaçlar (gerçek özne). İşi kendisi yapıyor.Cümlenin ögeleri yüklem, özne, nesne, dolaylı tümleç ve zarf tümlecidir. Ögeler yüklemden başlanarak bulunur. Hitap, ünlem ve bağlaçlar cümle dışı unsurdur.
Yapısına, yükleminin türüne, anlamına ve dizilişine göre cümleler
Cümleler dört farklı ölçüte göre sınıflandırılır: yükleminin türüne, yükleminin yerine, anlamına ve yapısına göre.
Not: Soru cümlesi olumlu veya olumsuz olabilir; olumsuzsorukarıştırılmamalıdır. "Gelmiyor musun?" hem soru hem olumsuzdur.
"Yağmur yağınca maç iptal edildi." cümlesini tüm ölçütlere göre sınıflandırınız.
Yüklemin türü: fiil (edildi) Yüklemin yeri: kurallı Yapı: birleşik (yağınca → zarf-fiil) Anlam: olumlu."Bahçede oynayan çocuklar yoruldu." cümlesi basit midir?
"Oynayan" bir sıfat-fiildir; cümlede fiilimsi vardır. Cevap: Hayır, birleşik cümledir.Cümleler yüklemin türüne (fiil/isim), yerine (kurallı/devrik/eksiltili), anlamına (olumlu/olumsuz/soru/ünlem) ve yapısına (basit/birleşik/sıralı/bağlı) göre sınıflandırılır.
Anlama dayalı ve yapıya dayalı anlatım bozuklukları
Anlatım bozukluğu, cümlenin anlamını ya da yapısını bozan, anlaşılmayı güçleştiren kullanım hatalarıdır. İki ana grupta incelenir: anlama dayalı ve yapıya dayalı bozukluklar.
Bir cümlede anlatım bozukluğu ararken şu sorular sorulur: Gereksiz sözcük var mı? Öge eksik mi? Özne-yüklem uyumlu mu? Anlam belirsiz mi? Ekler doğru mu? Bu sorularla hatalı kısım belirlenir ve uygun biçimde düzeltilir.
"Aşağı yukarı yaklaşık on dakika bekledik." cümlesindeki bozukluğu bulup düzeltiniz.
"Aşağı yukarı" ve "yaklaşık" aynı anlamı taşır; ikisi birlikte gereksizdir. Düzeltme: "Yaklaşık on dakika bekledik.""Bu olaya çok sevindim ve mutlu oldum." cümlesindeki bozukluğu düzeltiniz.
"Sevinmek" -e hâliyle kullanılır; "mutlu olmak" ek almaz. Ortak ögeye bağlanınca ek uyumsuzluğu olur. Düzeltme: "Bu olaya çok sevindim ve çok mutlu oldum."Anlatım bozuklukları anlama ve yapıya dayalı olmak üzere ikiye ayrılır. Gereksiz sözcük, yanlış anlam, mantık hatası ve belirsizlik anlama; öge eksikliği, özne-yüklem uyumsuzluğu ve ek yanlışlığı yapıya dayalı bozukluklardır.